Yaşam Tarzı Değişiklikleriyle Stres ve Yorgunluk Nasıl Halledilebilir ve Libido Nasıl Artırılabilir?

Monica üç çocuk sahibi olan 44 yaşında bir kadındır. Eşiyle birlikte kendi küçük işletmelerinde tam zamanlı olarak çalışır. Çocuklar okuldayken şirketin defterlerini tutar, telefonlara bakar ve eşi işçileri yönetirken o da ofis işlerini yürütür. Ekonomik gerilemeyle birlikte işletmeleri zarar görür ve Monica ya birkaç işçiyi çıkarmak ya da sağlık sigortası sağlamaya son vermek zorunda olduklarını anlar. Bu günlerde evlerindeki faturalara yetişmek bile zorlu bir iştir.
Monica öğlenden sonra saat 3’te şoför, eğitmen ve hakem rollerini oynar: çocukları otomobille okul sonrası aktivitelere götürmek, bir bale okulunda ve buz pateni pistinin bekleme alanlarında ödevlerinde yardımcı olmak ve şehir turu atarlarken otomobilde kavga eden kardeşlerin kavgasını ayırmak.
Eve vardıklarında Monica fırına birkaç dondurulmuş pizza atar ve 14 yaşındaki çocuğuna bir salata yaptırır. Çocukların yatma saatinden önce banyo yapıp ödevlerini bitirebilmeleri için, yemeği aceleyle yerler. Yatma saatinden sonra Monica ve eşi evi toparlayarak, çamaşırları katlayıp kaldırarak ve kişisel e-posta hesaplarını kontrol ederek bir saat geçirirler. Planlanacak tüm etkinlikler ve olacakları yerler bunlardır. Vücudunu ne kadar gergin hissettiğini fark edince, egzersiz yapmadan bir gün daha geçtiği için kendi kendine söylenir.
Gece saat 11’de televizyon karşısında gevşemeye çalışırken “yorgun fakat gergindir”. Eşi gözlerine şehvetle bakarak yanına geldiğinde, Monica’nın ona ne söyleyeceğini tahmin etmek hiç de zor değildir. Söyleyeceği şey, eşinin on seks yapma teklifinden dokuzu için söylediği şeyin aynısıdır.
Evlilik problemleri, zorlu iş arkadaşları, işsizlik, okulda ve evde ciddi sorunları olan çocuklar, bakılması gereken hasta anne-baba veya sağlık problemleri gibi diğer alışılagelmiş problemler olmasa bile, Monica’nın stres seviyesi yüksektir. Bu sorunlardan herhangi biri eklendiğinde, Monica’nın stres yükü daha da kötü hale gelebilmektedir. Eşi o kadar kibar ve yardımseverdir ki, Monica’nın mevcut programı, uykusuzluğu ve endişe seviyeleri devam ettiği sürece seks yapmak istemesi mümkün değildir. Monica’ya gelince, seksin romantizmini ve zevkini özlemektedir fakat bunu yapamayacak kadar bitkindir.

Yorgunluk, özellikle libidosunu kaybedenlerden olmak üzere hastalarımdan duyduğum en büyük şikayettir. Koruyucu hekimlik alanındaki eğitimim sayesinde, hastalarımın çoğunluğuna enerjilerini geri kazanmalarında yardımcı olabildiğimi söylemekten dolayı mutluyum. Enerji depolandığında, hormonları dengeleyip libido üzerinde çalışabiliyoruz.

streve-cinsellik
Stres, Libidonun Ateşini Söndürür

Vücut gerçekten tehlikeli olan endişelerle (örneğin bir tür aniden beliren güvenlik tehdidi) ya da daha az aciliyeti olan kronik streslerle (Monica’nın karşılaştığı türden) karşılaştığında, stres tepkisi olarak bilinen şeyi başlatır. Bu tepkinin büyük bölümü, böbreklerin hemen üzerinde yer alan ceviz büyüklüğündeki iki adrenal bezinin ürettiği hormonlar tarafından meydana getirilir.
Stresli olduğumuzda, beyin adrenal bezlerine katakolaminler olarak da adlandırılan adrenalin ve epinefrin adlı “savaş veya kaç” hormonları üretmeleri için mesaj gönderir. Katakolaminler kan damarlarını daraltıp, nabzı ve soluk almayı hızlandırırlar ve bu da daha sonra çalışan kaslarda daha hızlı oksijen sirkülasyonu olmasını sağlar. Çalışan kasları “savaş veya kaç” çabaları kapsamında beslemek için, depolanan şekerler kan dolaşımına salınır.
Diğer bir hormon olan kortizol, adrenal bezleri tarafından uzun süreli kronik strese tepki olarak üretilir. Kortizol, kan şekeri seviyelerini stressiz durumlarda olduğundan daha yüksek seviyelerde tutmak için, insülin hormonuna karşı işlev görür. Acıya karşı hassasiyet azalır ve beynin bazı bölümleri daha az uyanık hale gelirken, bazı bölümleri daha uyanık hale gelir. Yoğun uyanıklığın bilinç bulanıklığı ile bir arada olması da bu şekilde gerçekleşir. Kortizol, beynin stresli durumlarda en iyi şekilde tepki veren bölümlerini etkinleştirir fakat beynin düşünmede, akıl yürütmede, hatırlamada ve hayal görmede iyi olan diğer bölümlerini etkisiz hale getirir.
Bu stres hormonlarının hepsi bir arada sindirim ve üreme organlarına olan kan akışının azalmasına neden olurlar ve dolayısıyla kalpte, akciğerlerde ve kaslarda daha fazla kan dolaşımı mümkün olur. Bu kan akışına yeniden yön verme işlemi, ciltteki kan dolaşımını da azaltır ve bu da cinsel istek ve zevke yol açması kuvvetle muhtemel olan rahatlamış halde uyanıklık durumunun elde edilmesini daha da zorlaştırır.
İnsan vücudunun strese verdiği tepki, çoğumuzun yaşadığı süregelen kronik stresle değil, acil stresle baş etmek için tasarlanır. Stresimizin düşünceler, kaygılar, yaşamı tehdit etmeyen korkular ve yükümlülüklerden kaynaklanan psikolojik bir problem olması daha muhtemeldir. Bu hormonları düzenleyen beyin, gerçek “savaş veya kaç” stresleri ve psikolojik stresler arasındaki farkı kayda almaz. Her ikisine de benzer şekilde tepki verir. Stres hormonları günlerce, haftalarca, aylarca ve yıllarca sürekli olarak salınırsa, kortizol seviyeleri de sürekli olarak yüksek oldukları bu “yeni normal” duruma uyum sağlarlar. Kronik olarak yükselen kortizol; progesteron, östrojen, insülin ve tiroid hormonlarında dengesizlikler yaratır. Hormonal dengesizliğin kusursuz fırtınası anksiyeteye, sinirliliğe, çalkantılı ruh haline, uyuma zorluğuna ve yüksek kan basıncı, Tip 2 diyabet, baş ağrıları ve kas ağrısı gibi stresle alakalı hastalıklara neden olabilir.
‘Doktorunuzun Size Meme Kanseriyle İlgili Söylemeyebilecekleri’ adlı kitabın ortak yazarı olan ZRT Laboratuvarı’ndan Dr. David Zava, kortizol ve diğer hormonlar arasındaki farkı şöyle açıklıyor:

stres-ve-kisirlik
“Çok fazla kortizol, dokuların artık tiroid hormonu sinyaline tepki vermemesine neden olur. Bu da tiroid direnci durumu yaratır, yani tiroid hormonu seviyeleri normal olabilir fakat dokular tiroid sinyallerine verimli biçimde tepki veremezler. Tiroid hormonu sinyallerine karşı yüksek kortizolün neden olduğu bu direnç sadece tiroid hormonu için değil, aynı zamanda insülin, progesteron, östrojenler, testosteron ve hatta kortizolun kendisi gibi diğer tüm hormonlar için de geçerlidir. Kortizol çok fazla yükseldiğinde, hormon reseptörlerinden direnç gelmeye başlar ve bu da aynı etkinin yaratılması için daha fazla hormon üretilmesini gerektirir. Kortizol seviyelerini yükselten kronik stresin kendinizi çok berbat hissettirmesinin sebebi de budur (hormonların hiçbirinin optimum seviyelerde çalışmasına imkan verilmez).
İnsülin direnci klasik bir örnektir. Kortizol yüksek olduğunda hücrelere glikoz iletilmesi için daha fazla insülin gerektirir. Yüksek kortizol ve insülin direnciyle sonuçlanan yüksek insülin, bel çevrenizde olmak üzere kilo almanıza neden olacaktır, çünkü vücudunuz yaktığından daha fazla yağ depolayacaktır.”
Yüksek kortizol, yüksek insülin seviyelerine neden olur ve bu da özellikle göbek bölgesinde olacak şekilde vücutta daha fazla yağ depolanmasına yol açar. Kronik stres, kalp hastalığının ve bazı kanser türlerinin oluşumunda rol oynayabilir. Bizi soğuk algınlığına, gribe ve diğer bulaşıcı hastalıklara karşı daha duyarlı hale getirerek bağışıklığı azaltabilir ve astımı daha da kötüleştirebilir. Bazı kişiler biyolojik olarak anksiyete bozuklukları ve depresif bozukluklar geliştirmeye daha meyilli gibi görünürler ve bu genel psikolojik tanılar amansız stres ile tetiklenebilir veya daha fazla kötüleşebilirler. ABD’deki doktor ziyaretlerinden en az üçte ikisinin stresle ilgili şikayetler nedeniyle yapıldığı tahmin ediliyor.

Yaşadığınız stresin tükenmiş adrenal bezlerine neden olup olmadığını nasıl bileceksiniz? Beslenme biçiminizde herhangi bir değişiklik yapmadan bel bölgenizde çok fazla kilo alıyorsanız, şekere can atıyor ve öğünler arasında halsizleşiyorsanız, cildiniz ince veya kağıdımsı bir yapıdaysa, hafıza kaybı yaşıyorsanız ve kaslarınız tükenmiş gibi görünüyorsa, kronik derecede yüksek kortizol seviyelerine sahip olabilirsiniz. Sadece uzanıp şekerleme yapmak istediğiniz öğle sonrasını keyifsiz mi geçiriyorsunuz? Bunun nedeni belki de adrenal bezlerinizin bir mola istemesidir.
Sonuçta vücudun katakolamin ve kortizol talebine artık yetişemedikleri için, adrenal bezleri tükenebilirler. Bu bir adrenal yetmezliği veya adrenal yorgunluğudur. Geleneksel tıp doktorları arasında adrenal yetmezliği olağan bir tanı olarak görülmese de, bütüncül ve koruyucu tıp uygulaması yapan doktorlar bunun çalışan anneler arasında yaygın olduğunu bilirler. (Yaygın tıbbi uygulamalar dahilinde diğer pek çok şey gibi yanlış teşhis edilir ve genellikle antidepresanlar ve uyku haplarıyla tedavi edilir.)
Sürekli yorgunluk, kas güçsüzlüğü, iyi bir gece uykusundan sonra bile sabah yataktan kalkmakta zorluk çekme, zayıflamış metabolizma ve yetersiz stresle başa çıkma rezervleri (hatta tükenmişlik yaratan standardın ötesinde hafif bir stres), adrenal yetmezliği semptomlarındandır. Adrenal yorgunluğun diğer göstergeleri: adet düzensizlikleri, düşük kan basıncı, infertilite, idrar yolu enfeksiyonlarına ve gribe karşı yetersiz direnç ve çoğu zaman diğer semptomların tümünden kaynaklanan depresyon! Sürekli yorgun ve tükenmiş olmak moral bozucudur.
Yorgun adrenal bezleri olan kadınların hiç libidosu olmayacaktır ve işte bu yüzden, yine bir erkeğin yapabileceği en seksi şeylerden biri bulaşıkları yıkamak veya çamaşırları makineye doldurmaktır. Hormonal denge ve geri kazanılmış bir libido arayışında olan kronik yorgunluğu olan bir kadın, kortizol seviyelerini normalleştirmekle işe başlamak zorundadır.

Adrenal kurtarma

Adrenal yorgunluğun tedavisi dinlenme ile başlar. Yeterli uyku, stres yönetimi uygulamaları ve zevkli aktivitelere zaman ayırma, geri kazanıma yönelik ilk adımlardır.
Stres kaynaklı yorgunluğu olan çoğu kadın, “yorgun” adrenal bezleri olarak adlandırdığım şeye sahiptir. Adrenal bezleri henüz tükenmemiştir fakat biraz yardıma ihtiyacı vardır. Disiplinli uyku alışkanlıkları oluşturmak ve beslenme biçiminde bazı değişiklikler yapmak çoğu zaman enerjinin geri kazanılması için yeterlidir.

Yorgun adrenal bezleri olan kadınlar için sık sık adrenal ekstratları yazarım ve gerekirse kış kirazı, ginseng ve meyankökü gibi destekleyici bitkiler ilave ederim.
Çoğu zaman yorgun adrenal bezleri olan kadınların kan basıncı düşük olur ve tuzlu gıdalara can atarlar (bir bardak suya biraz deniz tuzu eklemek, patates cipsi atıştırmaktan daha sağlıklıdır).
Adrenal bezleriniz yorgunsa, dünyada en son yapmak isteyeceğiniz şey onları şeker, kafein ve diğer uyarıcılarla kamçılamaktır!

 

Yorum bırak