Yakın zaman önce kadavraların yer aldığı büyüleyici bir gezici sergiyi ziyaret ettim. Gerçek insan örneklerine rol verilen ve derimizin altında olup biten her şeyi açıkça gösteren bir sergiydi. Bu serginin ardında yatan felsefe, çıkış kapısının yanındaki duvar boyunca büyük dekoratif harflerle yazılmıştı. Esas itibariyle, çoğu zaman çantada keklik gördüğümüz sağlıklı bir vücudun ve zihnin değerini layıkıyla anlayamadığımız için bizi yataklara düşürüp düşünmeye zorlayan yaşamı tehdit eden bir olayın gerektiği ifade ediliyordu.

Fast food beslenme tarzından uzak durun

Umutsuzluk veya hastalık, çoğu zaman yaşamlarımızdaki değişiklik için katalizatör işlevi görür. Sağlık açısından etkileyici sıkıntılı bir dönem, bizi cevaplar aramak için harekete geçirecek tek şey olabiliyor. Fast-food ile beslenen ve geçici kestirme çözümler üreten toplumumuzda, uzun vadeli bir çözüm için gereken düzenli çaba hiç çekici görünmeyebilir. Ne yazık ki insan bir hastalığı veya ameliyatı atlattığında, kısa süreli hafızası çoğu zaman o durumu unutturur ve kişi eski sağlıksız alışkanlıklarına geri döner.

İnsanların küçük bir yüzdesinde korku uzun vadeli değişiklikler meydana getirmede başarılı olur, fakat çoğunluk bu yönde bir reaksiyon vermez. Johns Hopkins Üniversitesi Tıp Fakültesi dekanı Dr. Edward Miller, insanların %90’ının önemli bir kalp ameliyatı geçirdikten iki yıl sonra yaşam tarzlarını değiştirmediklerini gösteren bir çalışmayı nakletti.

yaşam tarzı değişikliği başarıyı getiriyor

Diğer taraftan Kaliforniya eyaletinin Sausalito ilindeki Önleyici Tıp Araştırma Enstitüsü, kalp hastalarının yaşam tarzı değişikliklerini üç yıl boyunca devam ettirebilmeleri konusunda %77’lik bir başarı oranı bildirdi. Başarıyı getiren fark, bir yıl boyunca haftada iki kez gerçekleştirilen grup desteği seansları ile meditasyon, rahatlama, yoga ve aerobik egzersizi alanlarında verilen eğitimlerdi. Bu uzun vadeli istikrarlı destek, kalıcı bir yaşam dönüşümü meyana getirdi.

Kaliforniya Üniversitesi’nde (San Francisco) tıp profesörü Dr. Dean Ornish, insanları sadece daha uzun yaşayabileceklerine değil aynı zamanda kendilerini daha iyi hissedebileceklerine de ikna ederek hayattan keyif almalarına yardımcı olmanın, onları ölüm korkusu ile motive etmekten daha etkili olduğunu söyledi. Sıklıkla ihmal edilen psikolojik, duygusal ve ruhsal boyutları kazandıracak tedaviler önerdi. Bu vücut-zihin-ruh bağlantısı, gençlik coşkunuzun geri kazanılmasına yönelik en güçlü aracınızdır.

Yaşama biçiminizi değiştirmek için kendinize söz vermelisiniz

Bunu yapmak için kesintisiz desteğe ihtiyacınız varsa, o desteği mutlaka alın. Ben en ideal biçimde yaşlanmak için küçük adımlar atmanın önemini vurgularım, çünkü bu kalıcı ve bozulmayan değişikliklerle sonuçlanır. Alkole yeniden başladıysanız, bir sonraki gün tekrar bırakın. Kendinize çok fazla yüklenmeyin. Hiçbir zaman çok geç değildir!

Yaşlanan bir vücudun etkileriyle uğraşan tek kişi siz değilsiniz

 Baby Boomer (doğum patlamasının yaşandığı 1946 ile 1964 yılları arasındaki dönemde doğan kişi) etkisinden ötürü, tahrip edici bir yaşlanma ‘salgınının’ ortasındayız. Bu gruptaki insanlar aşağı yukarı 50-65 yaşındadırlar. Savaş sonrası ani demografik artışı teşkil ederler ve çoğu şu an aşırı kiloludur. Son zamanlarda başkanlık yapan George W. Bush ve Bill Clinton ve ünlülerden Cher, Donald Trump, Sylvester Stallone ve Dolly Parton da altmışlı yaşlardaki Amerikalılar grubuna dahildir.

Büyük bir bolluk ve rahatlık döneminde doğanlar, imalatçıların üretim hatlarındaki ürünleri eşi benzeri görülmemiş bir hızda tükettiler. Bu rahatlık kapsamındaki fast food tarzı ürünlerden teknolojiye kadar pek çok şeyin sağlık açısından yan etkileri vardı. Sonuç olarak yaşam kalitesi zarar görmeye başladı. Bu hasarı giderebilecek tek şey, yaşam tarzını tamamen değiştirmektir.

Yorum bırak